Geçen hafta Plastik Cerrahi Asistanlığımın ilk günüyle başlayarak sonlandırmıştım yazımı. Hayata ilk defa atılıyorsunuz, TUS gibi zor bir sınavdan alnınızın akıyla çıkmışsınız, istediğiniz kliniktesiniz ancak gülen yüzlerle karşılanmayacağınızı unutmamanız lazım. Genel olarak cerrahi kliniklerinde çok ciddi bir hiyerarşik yapı mevcuttur. Kıdemlileriniz yanınızdayken, onlar izin vermeden görüş bildiremezsiniz, hatta onların sizden konuşmanızı isteyeceği ancak sizin konuşmamanız gereken zamanlar da olacaktır. Üstleriniz çıkmadan çıkamazsınız, izin dönemlerinde tarih seçme hakkı hep kıdemlilerdedir, bütün pansumanları ve angaryaları siz yaparsınız ama en önemlisi; size asla teşekkür edilmez. Ancak bir hata yapmaya görün. Hataların şekillerine göre verilecek cezalar da belirlidir. Tabi bu cezalar klinikten kliniğe değişir, belli sabit bir şekli yoktur ve kıdemlilerin insafı ile şekillenir.
Plastik Cerrahi Uzmanlığında Cerrahpaşa’da 15 nöbetle çalışmaya başlanır. Yani; 24 saat çalışırsınız ertesi gün de akşama kadar çalışır öyle çıkarsınız. Bu da 48 saat içerisinde 12-14 saat arasında hastane dışında geçirdiğiniz süre anlamına geliyor. O kadar uykusuzlukla en az 8 saat uyuduğunuzu düşünecek olursak, geriye size kalıyor 4 saat. Ne kadar acıklı değil mi? İlk 5 ayımı 15 nöbetle, sonraki 5 ayımı da 12 nöbetle geçirdim. Ailemle ilk defa 6. çalışma ayımda oturup hafta sonu kahvaltısı etme fırsatım olmuştu. Bazen sabahın köründe ameliyathaneye girip akşamın geç saatlerine kadar çıkmadığımız için gece-gündüz kavramını unuttuğumuz dönemler olmadı değil.
Çalışma saatlerinden az çok bahsettikten sonra gelelim çalışma ortamına. İnanın askeriyede bulamazsınız bu kadar hiyerarşiyi. Mobbing’in, psikolojik savaşın haddi hesabı yoktur. Gece nöbete kalırsınız, başa çıkamayacağınız bir durumla karşılaştığınızda o gece arayacağınız kıdemliniz bellidir. Sıkıntılı bir vaka geldiğinde ararsınız, aradığınız için bin bir azar işitirsiniz, aramayıp başınıza bir iş açıldığında sizi azarlayan kıdemlinizin sizi 5 saniyede sattığını görürsünüz. Ortam çok acımasızdır. Belki her klinik için böyle bir durum söz konusu değildir ama Cerrahpaşa, Hacettepe, Çapa gibi sürekli TUS derecesi yapmış hekimleri alan kliniklerde o kadar aklı çalışan, egosu yüksek insan bir araya gelip, hiyerarşik sistem de işin içine katıldığında bazen karabasan gırtlağınıza çökmüş gibi hissedersiniz. Şu çömezliğim bitse de daha az angarya yapsam derken, kıdeminiz arttıkça sorumluluk artar ve işittiğiniz fırçanın can acıtma katsayısı yükselir. En kıdemli olduğum dönemde klinik uzmanı izindeyken ondan habersiz burun estetiği yaptığım için 2 ay ameliyathaneye indirilmedim örneğin…İnanın o günleri en ufak bir yerinden hatırlamak bile tüylerimin diken diken olmasına sebep oluyor.
Her Plastik Cerrahi kliniği için geçerli olmamakla birlikte, Cerrahpaşa’da bizim 1 sene süren bir yanık ünitesi rotasyonumuz vardı. 1 sene boyunca aralıksız yanık ünitesinin bakım ve ameliyatlarını yapar ve gündüz acile gelen tüm hastalardan sorumlu olurduk. O dönemlerde Türkiye’de sayılı yanık ünitesi vardı ve Türkiye’nin neredeyse her yerinden yanık hastası yatardı. Yatmasını bırakın, bekleyen hasta listemiz vardı, diğer hastanelerde geçici süreyle yatacak hastaları kabul ederdik. Yanık ünitesi gerçekten çok travmatik bir mekandı bizler için. Normalde Plastik Cerrahlar çok da ölümcül vakalarla uğraşan doktorlar olarak bilinmezler ancak yanık ünitesi çok sayıda ölümcül olabilecek ciddiyette yanıklı hastaların bulunduğu bir birimdir. Bu nedenle acıklı hikayeleri olan hastalarla birlikteliğimiz gereğinden fazla olmuştur.
En önemli sorun Plastik Cerrahların çok büyük oranda işlerinin estetikle alakalı olduğu yalanıdır. Eğitim süresince yapılan ameliyatların yalnızca % 15 ‘inin estetik ameliyat olduğunu söyleyebilirim. Daha çok işin Plastik ve Rekonstrüktif kısmı öne çıkmaktadır. Örneğin tüm Türkiye’nin kol, bacak ve yüz nakillerinden öğrendiği üzere bizlerin çok çok uzun süren ameliyatları mevcuttur. Hatta çömez asistanın korkulu rüyasıdır “serbest flep” ameliyatları. Böbrek naklinden daha zor ve daha uzun bir ameliyattır. Vücudun faklı bir bölgesinden çok ince damarları ile birlikte kaldırılan bir doku, ihtiyaç duyulan başka bir bölgeye nakledilir. Ameliyat süresi ortalama olarak 7-8 saat kadardır, ancak işin zorluğuna göre 12 saate kadar uzayan vakalar mevcuttur. İş ameliyatın bitmesiyle sona ermez, çünkü dikilen damarlarda kanma ve pıhtı riski olduğundan nöbetçi asistanın saat başı hastayı kontrol etmesi gerekir, bu da uykusuz bir gece anlamına gelir.
Eğitim sürecinin bu kadar zor olduğu bir branştan mezun olduktan sonra mecburi hizmet için kura çekilir ve Türkiye’nin ihtiyaç duyulan bir bölgesinde yaklaşık 550 gün süreyle çalışmaya gitmeniz gerekir. Üstünüzdeki hiyerarşi ortadan kalktığı için bir miktar rahatlamakla birlikte bu sefer de sorumluluğu direkt olarak sizde olan ameliyatlar yapmaya başladığınız için hastalarla problem yaşama riskiniz ortaya çıkmış olur. Üniversitede asistanken sizi hukuki olarak koruyan bir YÖK yapılanması mevcutken, devlet hastanesinde böyle bir durum yoktur. Her türlü hakaret, küfür, fiziksel ve ruhsal şiddete maruz kalmaya başlarsınız. Gerçi bu durumun uzmanlık dalımızla değil ancak genel sağlık sistemindeki yanlışlarla alakalı bir durum.
“Tüm bu zorluklara değer mi?” şeklinde bir soru duyar gibiyim. Eğer yola tüm bunları bilerek ve kabullenerek çıkarsanız ve hastalarınız mutlu olarak yanınızdan ayrılıyorsa kesinlikle “değer” diyebilirim. Ancak bu yola başlayıp yarıda bırakıp istifa edenlerin de sayısı az değildir. Yazdıklarımla bu işi arzulayanlarınızı karamsarlığa sürüklemek istemem ama çok kolay Plastik Cerrah olunmadığını bilmenizi isterim.